Perşembe , 19 Ocak 2017

Ne yapmalı?

Türkiye’de gittikçe artan iktidar baskısı ve buna karşı direncin azlığı „nasıl yapmalı“ sorusunu önemli kılıyor!
Öncelikle mevcut muktedire gücünü bizim ona kazandırdığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız.

Muktedirin zarar vermesinden çekinenler kendilerini daha nelerin beklediğini düşünürler ve bu muktediri beslemiş olurlar.

„Öngörüye bağlı itaat, hükümete halka daha fazla ne yapabileceğini işaret eder ve özgürlüğün kaybını hızlandırır“.(Timothy Synders)

Bu bir tür kaderciliktir ve Türkiye’de olduğu gibi son iki yıldır gittikçe büyüyen baskı mekanizmalarının çeşitlenmesi ve artmasıyla sonuçlandı.

Bir tür kabuğuna çekilme baskı mekanizmasının bir parçası olmayla neticeleniyor.

Bundan kaçınmak gerekiyor.

OHAL ve muktedir keyfiyetinin haksızlıklarına karşın hala bir dizi demokratik mücadele araçları var.

Elde kalana sarılmak ve sahiplenmek çok önemli.

İktidar 2015 Temmuz’undan başlayarak şiddeti her alanda arttırdı. İki yıldır gittikçe artan şiddet ve kaosu önlemeye dönük politikalar geliştirmekten kaçındı. AKP ve Erdoğan’ın temsilinde kendini bulan yeni Türkiye’nin muktedirleri şiddetin iktidarlarını ürettiğinin farkındalar. İktidarın bu farkındalığı şiddet politikalarında artışa yol açıyor.

Çok açık ki şiddete tanıklık edenler kendiliği ve örgütlenme güçlerini kaybederler.

Nitekim Cizre, Sur, Şırnak, Nusaybin gibi Kürt şehirlerinin bombalanması, şehir savaşları, patlayan bombalar, işinden edilen memur ve iş insanları, onbinlerce kadın ve erkeğin hapislere doldurulması, Kürt Belediyelerine kayyum, yüzlerce dernek, vakıf ve gazetenin kapısına kilit vurulması ciddi olarak örgütsüzlük ve direncin zayıflatılmasıyla neticelenmiş durumda.

Şiddet ve baskı toplumun bütün kesimlerinde güvenlik kaygısı yaratmıştır.

Güvenlik kaygısı otoriteye yakın olmayı sağlar. Türkiye’de geniş kitlelerin iktidarla ilişkisinde yaşandığı gibi…

İktidar şiddetinin bir diğer amacı da muhaliflerini provoke etmek. Provokasyona gelmemekte ve ihtiyatlı olmakta fayda var. Heyecan ve şok kuşkusuz iktidar provokasyonlarını başarılı kılar ve muhalifin direncini kırar. Baskı mekanizması ve şiddet şüphe, sorgulama, düşünme, özen ve itiraz ile aşılabilir.

Burada önemli bir etken de üslup… Sözün değerine inanmayı sürdürmeliyiz. Söze gerekli sevgiyi gösterirsek emin olun çok daha etkileyici oluruz. Üstenci ve çıtası yüksek sözler bulunulan yerin çok daha altına düşmekle neticeleniyor.

Herkes işini iyi yapmaya özen gösterirse muktedirin kazanma şansı olmaz.

Burada kritik bir diğer husus da meşruluk!

Haklı olduğunu bilmek ve evrensel kaidelere bağlılık direnci arttırıcı bir diğer husustur.

Meşruluk duygusu yitirilmemelidir. İktidar tüm bu süreçlerde demokratik mücadele alanını şiddet ve güvenlik üzerinden yok ederken demokratik mücadelenin öznelerini de şiddete yönelterek meşru alanı yok etmektir. Meşruluk sınırında kalmak ve meşru olduğunu bilmenin güveniyle durmayı sürdürmek gereklidir.

Meşruluk ve adil olma duygusu sivil direnişin örgütleyicidir.

Sivil inisiyatif ve itaatsizlik duruşu geniş kitlelerde yaşadığımız kırılmayı aşmada etkili olacaktır.

Sivil inisiyatiflerin güçlendirilmesi ve itaatsizliğin geliştirilmesi iktidarın kitleler nezdinde küçük düşürüz ve karizması çizilir. Karizması çizilen bir iktidarın baskı politikalarını uzun zaman sürdürme şansı olmaz.

Paris, İstanbul, Frankfurt veya Şırnak farketmez, meşruluk ve adil olma fikriyatı örgütleyici olacaktır.

Bu noktada herkes azami ölçüde meslek ve çalışma ahlakının adil olmasına özen göstermelidir.

HALİL SAVDA – ARYEN HABER

Okumadan Geçme

Türkiye’nin 2017 kehanetleri ve Astana oyunları

Bedirxan Küçük yazdı: Türkiye'nin 2017 kehanetleri ve Astana oyunları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir