Perşembe , 19 Ocak 2017

Aziz Tunç Yazdı: AKP, Alevileri Topyekün Yok Etmeye Hazırlanıyor

Kısa süre önce Alevi kurum yöneticisi olduğunu ileri süren birisi,
demokratik Alevi kurum yöneticilerine, bir yandaş televizyon
ekranında, milyonlarca insanin gözü öninde, tehditler savurdu. Tabi
havada nem kapan cumbaşkanına hakaret adı altında cadı avına çıkmış
olan savcılar bu alçakça tehditleri ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında
değerlendirmişlerdir.

Nasıl olsa taşların başlandığı, köpeklerin salındığı bir Türkiyedeyiz.
Katil ruhlu bu zavallıyı bıraksalar, oralarda geçen bir Alevinin
gırtlağına çöküp boğazlayacak.Şaka değil, bu denli kin ve nefret dolu
bir öfkeyle kin ve nefret kusuyordu televizyon ekranında.

Bu durum alişik olduğumuz günlük hayatta sık karşılaştığımız
ötekileştirmelerden ve her hangi bir nefret suçundan daha fazlasını
ifade ediyordu. Üzerinden atlanamayacak olan bu sosyo- politik vakaı
neyi ifade ediyordu, bu noktaya nasıl gelindi ve bu durumda ne
yapılması gerekiyor, ne yapılabilinir? Bu sorular ve bu soruların
cevapları hepimizi çok yakında ilgilendirmektedir. Alevilere yönelik
bu politik yaklaşım yaşadığımız faşizmin anlaşılması ve aynı zamanda
özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısında önemlidir.

Öncelikle Alevilere yönelik bu saldırganlığın neyi ifaade ettiğine
bakmak gerekir. Aslında belki de bu konuda fazla söze gerek
olmayacaktır. Alevi toplumunun bu denli açıktan, alenen ve televizyon
gibi yaygın etki alanı bulunan bir mecrada, tehdit edilebilmesi,
hepimizin, Alevi olalım olmayalım, demokrasi ve özgürlük talep eden
hepimizin, yaşamsal tehlike altında olduğunu göstermektedir. Bu sözler
bu kadar pervasızca ve açık mecralarda ifade edilebiliniyorsa, artık
hiç bir Alevi, hiç bir demokrat, hiç bir Kürt ve hiç bir ‘öteki’
güvende değildir. Zaten pratik durumda böyle değil mi?

Dolayısıyla bu sorun sadace bir demokrasi sorun değil, aynı zamanda
kişisel ve toplumsal bir yaşam sorunudur. Bu söylemin böyle bir
yanınında bulunduğunu belirtmenin nedeni şudur; ‘katliam zamanları’nda
kimse, katliamcıların potansiyel hedefi olmadığını düşünerek
katliamlardan kurtulamaz. Yani ben Kürt değilim, ben Alevi değilim,
ben devrimci-Yurtsever değilim diyerek hiç kimse katliamlara hedef
olmaktan kurtulamaz, kurtulamamıştır.

Bu tür söylem ve ifadeler, yukarıdan belirttiğimiz gibi, masum değilse
neyin ifadesi olarak anlaşılmalıdır. Bu taciz ve sözlü saldırıların
ana nedeni yapılması tasarlanan katliamlara veya benyer saldırılara
‘ortam hazırlamak’tır. Devlet eliyle yapılmış bütün katliamlarada bu
süreç yaşanmıştır. Yazının hacmini zorlayacağı için ayrıntılara girmek
doğru değil, ancak hatırlayanalr veya bilenler vardır. Yakın tarihte
yaşanmış bütün katliamlarda katliam öncesi süreçte bir dizi
‘şeytanlaştırma’ operasyonlarının yapıldığı bilinmekteidr. Bugünde
aynı şekilde saldırı ve katliamalrıonı kendilerince meşru gösy-termek
için kürt halkın ave hdp ye yapılanalr bu kapsamdadır. İşte aynı süreç
aleviler iç.n de gündemleştirlmek istendiği için ilgili konuşma
yapılabilmiştir, yapılacaktır. (bu durumdan hareketle belirtilen
konuşmayı yapan katil ruhlunun devlet içinde çok özel biri olduğu
anlamı çıkartılmamalıdır. Belki de o zavallı sıradan bir katil
ruhludan daha fazlası değildir) Kısacası bu tür konuşmalarla ilgili
toplumsal kesime yönelik olarak yapılmak istenen daha kapsamlı bir
saldırnın zemini yaratılmak istenmektedir.

Üstelik bu topraklarda son yüz yıldan bu yana devletin
gerçekleştirdiği katliamlar ve devletin katliamcı sicili, toplumsal
hafızada silinmemiştir. Ermeni katliamı, Yahudi ve Rum katliamı, Alevi
ve Kürt katliamlarının hıç birisi unutulmadı ve bu türden söylemler
konuşulduğunda, toplumsal hafıza, belleğinde baskıladığı o katliamları
güncelleyerek, hatrlamakta ve korkunun denetimine açık hale
gelmektedir. Zaten bu söylemlerle amaçlanan sonuçlardan birisi de
budur. Öncelikle belirtilen tehditlerin, siyasal, toplumsal ve kişisel
boyutların hepsinde son derece hayatı bir anlamı olduğunun altını
çizmek gerekmektedir.

İkinci olarak bu noktaya nasıl gelindiği konusu da çok önemlidir. Bu
noktaya nasıl gelindiği konusunu, yaşadıklarımıza daha yakında ve
farklı bir yerden bakarak anlamak mümkündür. Özellikle 7. haziran
seçimlerinden sonra yaşadıklarımızla ilgili olarak, her gün
konuştuğumuzda ‘ şiddet yoluyla Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi
toplumsal sorunlar çözülmez, bu devlet yıllardır bunu anlamadı mı ki
bu işi şiddetle çözmeye çalışıyor’ diyor ve konuyu bu sorunun cevabı
üzerinde anlamaya çalışıyoruz. Ancak buradaki temel handikap
sandığımız gibi şiddetin sorun çözmede işlevsiz olduğuna fazlasızla
inanıyor olmamızdır. Halbuki şiddet, devletin varlığını borçlu olduğu
esas yöntemlerinin en vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Böyle olduğu
içindir ki Türk devleti yüz yıldan beri varlığını sürdürebilmektedir.
Bu gerçeğin doğru anlaşılması, devletin neden bugün şiddete
başvurduğunun, neden Kürtlere, Alevilere ve tüm demokrasi güçlerine
karşı katliamların güncellendiğinin doğru anlaşılması için önemlidir.

Bu açıklanmadan sonra Alevilere dair politikalara bakılabilinir. Türk
devletinin Alevilere yönelik asimilasyoncu politikaları iki biçimde
devam etmiştir.Gün olmuş Alevilere yönelik katliamalar yapılmış, gün
olmuş Aleviler, sahiplenilir görünülerek devletin temel
politikalarının payandası yapılmak istenmişlerdir. Zaten katliamlarla,
sürekli tedirgin, ürkek ve toplumsal hayatta dışlanmış olan Alevilerin
içinde, kendilerine sahip çıkıldığı duygusuyla, sistemin sahiplerinin
en küçük ilgisine karşı bütün benlikleriyle sistemin içine dahil
olmaya, Aevilikten vazgeçmeye açık çok sayıda zavallı, düşkün Alevi
baronu türeyebilmiştir. Katliamlarla fiziki olarak yapılan imha
operasyonları, bu yöntemle asimile edilerek sürdürülmüştür.

Böylece Aleviler, ‘laikliğin ve cumhuriyetin bekçileri’ olarak
tanımlanarak hem sisteme dahil olmaları, hem de gerçek Alevilikten
uzaklaşmaları sağlanmak istenmiştir.Şimdi easa konumuza geliyoruz.

Bilindiği gibi Türk devleti, İslam dinini temel sosyolojik bir dayanak
olarak kullanmayı temel stratejik politika olarak belirlemiş,
benimsemiştir. Kendisini bu olguya göre biçimlendirmiştir. Ancak AKP
dönemine kadar bu yararlanma politikası islamın kontrol edilmesini ve
bazı noktalarda sınırlandırılmasını gerektiriyordu. Sistemin toplumsal
dayanakları, bölgesel ilişkileri, tarihi ve geleneksel refleksleri
İslamın esas alınmasına göre biçimlendirilmek istenirken, öte yanda
uluslararası ilişkileri laikliği dayatmaktaydı. Bu iki realite, Türk
devlet aklı tarafında Türk tipi laikliğin icad edilmesine yol açtı.
Belirlen bu laikliğin islamı bazı yönleriyle sınırlandırması
gerekiyordu. Kurgulanmış olan bu laikliğin dayanağı olarak ta Aleviler
ve fanatik islamın dışında kalan toplumun seküler-çagdaş yaşamdan yana
olan kesimleri düşünülmüşlerdir.

İşte cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler, bir yanda katliamlarla
kırılır, yok edilmeye çalışılırken, diğer yandan da yine katliamların
yarattığı bir sonuç olarak, kendi kimliklerinden vazgeçmeleri devletin
Alevileri olarak toplumsal yapı içinde konumlanmaları , sistemin,
laikliğin ve cumhuriyetin bekçileri olmaları yönünde zorlanmışlar, bu
sonucun elde edilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Bu politika AKP iktidara gelinceye kadar, belirlendiği biçimiyle,
temel-stratejik politika olarak uygulandı. Ancak AKP, Türk devletinin
bu temel politiklarını benimsememiş, yeterli bulmamış, ve bu
politikayı değiştirmeyi esas almıştır. Çünkü AKP, laik bir devlet
düşünmemekte, mevcut durumu halifeliği getirecek şekilde değiştimeyi
hesaplamaktadır. Bu nedenle AKP, Alevilere dair politikalarını da buna
uygun olarak yeniden kurgulamıştır. Üstelik bu niyetini hiç bir zaman
gizlememiş, degişik zamanlarda açıkça, bazen dolayı olarak ifade
etmiştir.Yeni durum ve dönemin Alevi politikasında AKP, Alevileri
laikliğin ve cumhuriyetin bekçileri olmaktan çıkartmıştır. Çünkü AKP,
‘laik’ bir cuhuriyeti düşünmemektedir. AKP’nin tasavvur ettiği
gelecekte, bu topraklardan da, bölgeden de Alevilere yer ve yaşam
hakkı yoktur. AKP, Alevileri topyekun yok etmeyi düşünmekte,
hesaaplamakta ve planlamaktadır.

O nedenle paravan Alevi derneğinin tetikçi yöneticisinin, Aleviler
hakkında bu denli tehlikeli ifadeleri televizyon ekranında
kullanabilmiş olması, basit bir hezeyan veya sıradan bir bireyin
düşmanlığı olarak görülemez, görülmemelidir. Bu ifadeler AKP
iktidarından bu yana özellikle son dönemlerde Alevilere yönelik olarak
geliştirlen sistemli ve ısrarcı saldırılarla birlikte düşününüldüğünde
, Alevileri nasıl bir geleceğin beklediğini anlamak zor olmayacaktır.
Türk devleti kendisi için belirleiddği ‘ ya herro ya merro’ sürecinin
yaşandığı bu günler, Aleviler için de benzer bir anlam içermektedir.
Türk devleti, varoluşunun yolunu, Alevileri yok etmekte, Kürtlerin
iradesini kırmakta ve demokratik muhalefeti bastırmakta aramaktadır.
Bu nedenle Aleviler için bu süreç, yüzyıllık asimilasyon ve yok etme
faaliyetinin son noktası, var olmak veya yok olmak an’ı olarak
görülmelidir. Bütün bu tür tacizlerin,buna benzer sayısız saldırı ve
saldırı girişiminin, bu anlamda, daha kapsamlı, daha yaygın ve daha
kanlı bir sürecin ilk adımları, daha kitlesel katliamların ‘ortamını
hazırlamak’ olarak değerlendirilmelidir.

Bu denli kapsamlı bir yok etme hazırlığı karşısında Alevi toplumu,
hızla örgütlülüğünü yeni duruma göre tahkim etmeyi, yeni dönemin
mücadele biçimlerini tartışmayı, bu yeni durumun gerektirdiği örgütsel
yapıları oluşturmayı gündemine almalıdır. Bu yönlü hazırlıklar hayatın
dayatmasının sonucunda zorunlu kalındığı için değil, örgütlü olmanın
sağladığı imkanlardan ve öngürülerden hareketle yapıldığı zaman,
kazanmak daha çok mümkün olacaktır. Liberal yalanlardan, sahte
umutlarla yaratılan pempe hayallerden beklentiler içine girmek ,
toplumsal anlamda ölümcül bir hata ve gaflet olacaktır. Aleviler
tarihleri boyunca yaşadıkları sayısız saldırıya karşı nasıl direnişmiş
ve kazanmışlarsa, bu ‘son saldırıya’ karşı da aynı direniş ruhuyla
harekete geçtikleri zaman geleceklerini kurtama imkanını yaratmış
olacaklardır.

AZİZ TUNÇ – ARYEN HABER

Okumadan Geçme

Türkiye’nin 2017 kehanetleri ve Astana oyunları

Bedirxan Küçük yazdı: Türkiye'nin 2017 kehanetleri ve Astana oyunları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir