Perşembe , 23 Şubat 2017

İstanbul Barosu seçimleri öncesi Avukat Baran Doğan ile Röportaj

İstanbul Barosu, 22 Ekim 2016 Cumartesi günü Haliç Kongre Merkezi’ndeki Genel Kurul toplantısından sonra 23 Ekim 2016 Pazar günü aynı yerde,  İstanbul Barosu’nun yeni başkanını belirleyecek.

Aryen Haber seçim öncesi rekabetin de kızıştığı bir dönemde konuya ilişkin ”Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar Grubu” yönetim kurulu adayı Avukat Baran Doğan ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Doğan, mevcut baro yönetiminin”daha çok devlet” isteyen anlayışını eleştirirken, ”Biz asla avukatı iktidarın saldırılarına açık hale getirecek uygulamalara izin vermeyecek, bu uygulamalara karşı mücadele edeceğiz.” dedi.

Avukat Baran Doğan ile OHAL uygulamalarını, Şırnak’taki yıkım karşısındaki tutumu ve daha bir çok konuyu konuştuk.

Yönetim Kurulu adayı Avukat Baran Doğan Aryen Haber’den Hayrettin Öztekin’in sorularını yanıtladı:

1- Baro seçimlerine “Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar Grubu” olarak katılıyorsunuz. Hangi şiar ile katılıyorsunuz? Seçilme iddianız var mı?

Av.Baran Doğan:  İstanbul Barosu’nun 128 yıllık tarihinde, bazı istisnai dönemler hariç, baronun özgürlükleri ve hukuku savunma hususunda daima isteksiz davrandığını görürsünüz. Mevcut baro yönetimi, özgürlükleri esas alan bir hukuk anlayışı yerine daha devletçi daha jakoben bir hukuk anlayışını savunuyor. Türk devlet sisteminin otoriter, halktan kopuk devlet geleneği dahi mevcut baro tarafından beğenilmiyor. Hatta, mevcut baro yönetiminin baroyu sık sık “son kale” olarak tanımlaması da düşence biçiminin tezahürüdür. Biz Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar, özgürlükleri, barışı, sosyal adaleti, insan haklarını savunmanın avukatlık mesleğinin onuru olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle, baroda büyük bir düşünsel kopuş yaşanması gerektiği söylüyoruz.

Mevcut baro yönetiminin “daha çok devlet” isteyen anlayışı, avukatlık mesleğini de yargının basit bir aparatı haline getiriyor. Mesleki sorunlar avukat odaklı bir bakış açısıyla değil, maslahata göre çözülmeye çalışıyor. Biz avukatın işlevsizleştirilmesine yönelik her uygulamaya itiraz ederken İstanbul Barosu bu uygulamaları savunanların cephesinde gördük.

Biz, gelişigüzel bir araya gelmiş bir avukatlar topluluğu değiliz. Bir mücadele geleneğimiz, bir geçmişimiz var. Bu nedenle, elbette seçilme iddiamız var.

2- Seçilirseniz mevcut baro yönetiminden farkınız ne olacaktır?

Av.Baran Doğan: Esasen baronun iki temel işlevi olduğunu söyleyebiliriz: mesleki sorunları çözmek ve insan haklarına duyarlılık. Her iki meseleye yaklaşımımız oldukça farklı. Mevcut yönetimin avukatlık anlayışı mesleki sorunlar konusunda avukat haklarını savunmaktan çok uzak. Örneğin, biz hakim-savcılar gibi avukatların da çantaları aranmadan adliyeye girmesi için mücadele ederken, İstanbul Barosu adliye yönetimi ile bir arama protokolü imzalayarak avukatların çantasının aranmasına onay vermiş oldu. Bu uygulamaya da güvenlik gerekçe olarak gösterildi. Oysa aynı adliyelerdeki hakim savcıların Pensilvanya’da yaşayan devletin eski ortağından talimat alarak bazı işler yaptığı ortaya çıktı. Kesinlikle “çantamız aranmasın” derken gerekçelerimiz bunlar değil, doğrudan savunma hakkını temel alıyoruz. Ancak, vurgulamak istediğimiz şey, güvenliği gerekçe gösterenlerin hem fiziki güvenliği hem de hukuk güvenliğini ihlal ettikleri ortaya çıkmıştır. Baro da bu güvenlikçi yaklaşımların peşine takıldı. Biz asla avukatı iktidarın saldırılarına açık hale getirecek uygulamalara izin vermeyecek, bu uygulamalara karşı mücadele edeceğiz.

İnsan hakları mücadelesi de Özgürlükçü Çağdaş Avukatların karakteristiğidir. Soma’da olduğu gibi maden cinayeti davalarından kadın cinayetlerine, faili meçhullerden işkence uygulamalarına ilişkin her türlü davada biz vardık, mağdurları biz savunduk. İstanbul Barosu mevcut haliyle değil insan haklarını savunmak, insan hakkı ihlallerini desteklemektedir.

Örneğin, tanklar Cizre’nin mahallelerine girerken İstanbul Barosu, bu tankların arkasında durdu, destekledi. Cizre’ye giren aynı tanklar, 15 Temmuz’da Boğaziçi köprüsünde darbe girişiminde bulundu. Cizre’ye tanklar girerken destekleyen baro, tankları Boğaziçi köprüsünde görünce demokrasiyi hatırladı. İstanbul Barosu darbeye karşı olduğunu dahi çok geç açıkladı. Darbecilerin başarısız olduklarını ve kendileriyle aynı ideolojiye sahip olmadıklarını öğrendikten sonra “demokrasiden yanayız” dediler. Hukukçular, özgürlüklerin düşmanı olan her türlü militarizme karşı çıkmalıdır. Savaş çağrılarına karşı barışı savunmalıdır. “Ölmek askerliğin doğasında var” diyen anlayışlara karşı, “yaşamak insanlığın doğasında var” diyebilmelidir. İşte bizim insan hakları anlayışımız ile mevcut baro yönetiminin anlayışı arasındaki fark, bizim anlayışımızın temel hak ve özgürlüklerin en yüksek seviyede savunulması felsefesine dayalı olmasıdır.

img_1036

3- Ülkede 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile kısıtlanan hak ve özgürlükler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mevcut OHAL durumunun kaldırılması için bir çalışmanız olacak mı?

Av. Baran Doğan: Türkiye’de OHAL hep vardı. Kürt coğrafyası hep OHAL ile yönetildi. Devlet mekanizması demokratik usullere aykırı çalıştığından, devleti idare edebilmek için olağandışı yöntemler bu ülkede hep kullanıldı. Yani aslında OHAL normal yaşamımız içinde de hep vardı. OHAL’e dair güncel sorunumuz, bu olağandışı yönetme biçiminin KHK’lerle hukukileştirilmeye çalışılması ve çok daha yoğun bir şekilde uygulanmasıdır.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar, temel haklara yapılan her türlü devlet müdahalesine karşıdır. Meclisin devre dışı kaldığı ve hiçbir dönemde uygulanmadığını bildiğimiz kuvvetler ayrılığı ilkesinin ayak bağı olarak görüldüğü bir dönem yaşıyoruz. “Yoğunlaştırılmış OHAL” olarak değerlendirebileceğimiz bu dönemde, işkence kameralar önünde yapılıyor, suç ve cezanın şahsiliği, suçta ve cezada kanunilik gibi temel ceza hukuku ilkeleri çok ciddi bir şekilde ihlal ediliyor. Cezaevlerinde avukatların müvekkiliyle yaptığı görüşmeler izleniyor, dinlenerek kayıt altına alınıyor. Bazen görüşmeye müdahale ediliyor veya avukat görüşme odasından zorla dışarı çıkarılıyor. Hukukçular bu süreçte çok kötü bir sınav veriyor. Örneğin, hukuk profesörü olduğu söylenen kişiler dahi “OHAL sürecinde bazı hatalar olabilir” diyebilmektedir. Bu devletçi yaklaşımlarla, ne darbeyle ne OHAL ile ne de hukuka aykırılıklarla mücadele edilebilir.

Özgürlükçü Çağdaş Avukatlar, OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu’nun bileşenidir. Halihazırda yaptığımız gibi baro yönetimine geldiğimizde de tüm hak ihlallerine karşı ayrımsız mücadele edeceğiz. KHK rejiminin ve OHAL’in kaldırılması çalışmaları ilk gündem maddemiz olacaktır.

4- Darbe girişiminden sonra yüzlerce hakim ve savcı “terör örgütü üyesi” oldukları iddiasıyla tutuklandı. Bu hakim ve savcıların aldıkları karar ve yürüttükleri dosyalar ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Av. Baran Doğan: Adalet bakanı bu konuyla ilgili “tüm dosyalardaki işlemleri incelememiz mümkün değil” diyor. Her gün operasyon yaparak adliyeden memur ve hakim-savcı gözaltına alıyorlar. Siyasi iktidar, bu hakim-savcıların kendileriyle ilgili verdikleri kararlara güvenilemeyeceğini söylüyor. Ancak, nedense siyasi iktidar, aynı hakim savcıların vatandaş hakkında verdiği kararlara çok güveniyor ve bu kararları derhal uyguluyor. Bu yaklaşımın ne hukuk felsefesi açısından ne de normatif açıdan izah edilebilir bir tarafı yok. Tarafsız ve bağımsız yargılama yapmadıkları anlaşılan bu hakim ve savcıların verdiği tüm kararların sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması gerekir.

5- Kürt kentlerinin bir çoğunda yıkım yaşandı. Hala Şırnak’ta sokağa çıkma yasağı sürüyor? İstanbul Baro yönetimini kazandığınız taktirde bu yasak, yıkımlar ile ilgili girişimlerde bulunacak mısınız?

Av. Baran Doğan: Gerçekten bir devletin idari ve siyasi bakımdan kendisinin yönetiminde olan kentlere tanklarla girmesi güvenlik, asayiş vb. gibi kavramlarla açıklanabilecek bir durum değildir. Biliyorsunuz, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi de “çatışmalar tarihi ve kültürel miras değerlerimizden uzak olsun” dediği sırada katledildi. Tahir Elçi, bu savaşın yol açacağı büyük yıkımın farkındaydı.

Bugün bizler, Tahir Elçi gibi hukukçuların izinde tüm bu yasaklarla ve yıkımlarla mücadele edeceğiz. Sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması için tüm hukuki yollara başvuracağız. Baroyu ülke içinde ve dışında bir hukuk kurumu olarak insan hakları ihlallerinde muhatap alınan, verdiği bilgiler esas alınan bir kurum olarak yapılandıracağız. Esasen Kürt coğrafyasında yaşanan yıkım “insan hakları ihlali” kavramını çok aşan bir boyuttadır. Bu yıkıma neden olanların Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması gerekir. Baro olarak, sorumluların öncelikle iç hukukta yargılanması için çaba sarfedeceğiz. Bu mümkün olmazsa, bu yıkımın sorumlularının hesap verecekleri bağımsız ve tarafsız bir yargı mercii önünde yargılanmaları için girişimlerde bulunacağız.

 

Röportaj: Hayrettin Öztekin – Aryen Haber 

Okumadan Geçme

Gerçek İslam Nerededir Ve Gerçek Müslüman Kimdir?

"Gidip Kürdistan ülkesinin ve insanlığın başına bela ve musibet getiren bu sahte İslam'ı bahs konusu ettiğin gerçek İslam’a şikayet edelim!"

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

'